Hoşgörü ve Sabır Üstüne: Tasavvufun Günümüze Işık Tutan Dili

Hoşgörü ve Sabır Üstüne: Tasavvufun Günümüze Işık Tutan Dili
Tepki Ver

Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Emine Yeniterzi, Mevlana haftası kapsamında hoşgörü kavramını çağdaş dünyayla karşılaştıran kapsamlı bir değerlendirme yaptı. “Her şeyi anlayışla karşılama” kavramının gerçek anlamını ve tasavvuf geleneğindeki edep boyutunu vurguladı; Allah’ın rahmet sıfatı ve Halim ismiyle ilgili tecellinin düşünülmesi gereken bir yol olduğuna işaret etti. Söz konusu yaklaşım, insanlarda merhamet ve af duygusunun her canlıya yönelmesi gerektiğini ifade ediyor.

Türk-İslâm kültürü insanları hoşgörülü olmaya yönlendirir; “Yaratılanı hoş gör Yaratan’dan ötürü” söylemiyle farklılıklara karşı saygı temelinde bir toplumsal birlik kurmayı teşvik eder. Prof. Dr. Yeniterzi, farklılıklara hoşgörü göstermekten başladığımızda din, ırk, renk ya da dil farkı gözetmeksizin kardeşlik, adalet ve barışın yaygınlaştığını belirtti. Kur’an-ı Kerim ve hadisler, Allah’a karşı samimi inançla hareket edenlerin hoşgörü kanallarını güçlendirdiğini hatırlatıyor.

Kötülüğü affetmenin sabrı ve hoşgörüye karşılık gelen ödüller üzerine konuşan Yeniterzi, zararlı davranışlara karşı tahammüllü bir tavır geliştirmektir; ancak ayetler, zulme karşı adaletin gösterilmesi gerektiğini de hatırlatır. Halim isminin tecellisiyle öfkeyi yenebilmek ve yumuşak bir tavır sergilemek, Allah’ın sevgisini kazanmanın yollarından sayılır.

Hata ve kusur herkesin başına gelebilir diyen uzman, kimsenin kusurunu sürekli araştırmamak ve Settar ismine uyarak kusurları örtmenin önemli olduğunu vurguladı. Dervişlerin hırkasını ve eteğini örnekleyen sembolik anlatım, örtülü hataların toplumsal iletişimde nasıl ele alınması gerektiğini anlatır.

Hoşgörünün zorlukları arasında, kibir ve öfkenin kontrol edilmesi gerektiğini ifade eden Yeniterzi, öfke anında aklın şaşabildiğini belirtti. “Öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler” ayeti ve Peygamber hadisi, duyguları dizginlemenin ve ön yargıları kırmanın önemini öne çıkarır.

Empati ve eşitlik kavramı, kendimizi başkasının yerine koymayı gerektirir. Hadislerde yer alan empati düşüncesi ve Mevlânâ’nın öğütleri, herkes için aynı davranışı talep eder. İnsanlara sevgiyle yaklaşmak ve hoşgörüyle yaklaşmak, bu eşitlik bilincinin temelini oluşturur.

Sabır ve hoşgörü arasındaki bağ, her iki erdemin de birbirini güçlendirdiğini gösterir. Sabrın, dini ve ahlaki pekişmede merkezi bir rolü vardır; hoşgörü ise sabırla ortaya çıkıp sürdürülebilir. Bu ilişki, iyi ve güzel fiillerin temel taşlarından biri olarak kabul edilir.

Tasavvufun özü olan sevgi ise hoşgörüye hayat veren ana motivasyondur. Sevgi, insanın yaradılışını temizler ve kötü huyları iyileştirir. Mevlânâ ve Yunus Emre’nin sözleriyle desteklenen bu bakış açısı, eleştiriye karşıtakinin yerine geçmenin, kabul ve takdirin, hoşgörüyü kolaylaştırdığını gösterir.

Modern yaşamın temposu ve ruhsal yorgunluk hoşgörüyü zayıflatabilir. Yoğun bilgi bombardımanı ve performans baskısı, empati yorgunluğuna yol açarken, dijital çağın hızlı düşünme eğilimi sabır ve derin düşünceyi gölgeliyor. Bununla birlikte tasavvuf, birey ve toplum barışını destekleyen manevi bir yol sunar; Mevlânâ ve Yunus Emre gibi nice gönül liderlerinden ilham almak, hoşgörü kapasitesini yeniden inşa etmek için öneriliyor.

Kaynak: Beyaz Haber Ajansı (BYZHA)

Yazar Profili

Kullanıcıya ait herhangi bir sosyal medya veya iletişim bilgisi bulunmamaktadır.

78851 Yazı

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar