Yapay Zeka ve Psikoloji: Terapide İnsan Faktörü ile Teknolojinin Dengesi
Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Elif Kurtuluş Anarat, günümüzün en çok tartışılan konularından yapay zekanın psikoloji ve terapi alanındaki rolünü ele alıyor. Yapay zeka şu an için terapistin yerini alabilecek bir noktada değildir. Çünkü terapinin özünde yalnızca bilgi aktarımı veya protokol takibi yoktur; temel olan empati, insanî sezgiler ve duygusal bağ kurma yeteneğidir. Yapay zeka bu yönleri kısmen taklit edebilse de gerçek sahici empatiyi kurması mümkün değildir. Bu nedenle yapay zekayı, psikoloğun yerini alacak bir figür olarak görmek yerine, süreci destekleyen bir yardımcı araç olarak görmek daha doğru olacaktır.
İnsan terapist ile danışan arasındaki ilişki, sıcaklık, güven ve empatiye dayanır. Dr. Anarat, duygusal derinliğin en belirleyici farkı olduğuna vurgu yapıyor: yapay zeka erişilebilirlik ve pratiklik sunabilir; sohbet robotları günün her saati ulaşılabilir, hızlı ve maliyet avantajlıdır. Ancak bir insan terapistin sağlayabileceği içgörü, esneklik ve ilişki derinliği bu araçlar tarafından tam olarak verilemez. Araştırmalar, yapay zeka ile çalışanlarda kaygı azalması gösterebilirken, insan terapilerindeki iyileşme oranı genelde daha yüksektir.
Yapay zeka, psikolojideki dönüşümün ana sürücüsü olmamalı; bu araç, mesleğin biçimini değiştirse de özünü korur. Anarat, yapay zekanın bazı kolaylıklar sağladığını ancak insan psikologların yerini doldurması mümkün olmadığını ifade ediyor. Sohbet botları çevrimiçi erişim ve maliyet avantajı sunsa da daha çok yüzeysel destek sağlar. Asıl iyileştirici güç, karşısında gerçekten dinleyen, duygularını hisseden ve ihtiyaçlarına göre esneyebilen bir terapistin varlığıdır. Yapay zeka bu insanî boyutu taklit edebilir ama samimi biçimde kuramaz. Bu dönüşüm, psikologların rolünü daha kritik hale getirir; çünkü artık sadece terapi yapmakla kalmayıp, teknolojiyi etik sınırlar içinde yönlendirmek ve yapay zekanın verilerini insani bir çerçeveye oturtmak da bizim sorumluluğumuzdur. Bu bağlamda, yapay zeka meslek adına bir tehdit yerine, danışanın yanında insani bağ kuran vazgeçilmez bir unsur olarak hatırlatıcı bir rol üstlenir.
Kriz anlarında yapay zekanın tek başına karar vermesi risklidir diye konuşan Anarat, şu an yapay zekanın en çok idari süreçlerde yer aldığını belirtiyor: randevu ayarlama ve not tutma gibi işlerde pratiktir. Ayrıca anksiyete ya da depresyon için bilişsel davranışçı terapi tekniklerini uygulayan sohbet robotları mevcut olabilir. Psiko-eğitim sunma, günlük ruh hâlini izleme ve kişiye özel hatırlatmalar yapma gibi görevlerde faydalı olsa da, kriz anlarında intihar riski gibi durumlarda insan gözetimi olmadan çalışmamalıdır.
İnsan ve yapay zeka etkileşimleri üzerine konuşan Anarat, yapay zekanın empatiyi belirli kalıplar üzerinden taklit edebildiğini, fakat bu yansıtılmış bir empati olduğundan gerçek güven ve iyileşmenin ancak insan karşısındaki terapist tarafından hissedildiğini vurguluyor. Bu fark, terapötik güvenin ve bağın temelini oluşturur;Utilisateur komutlarına dayalı yanıtlar veren yapay zeka bunun kadar derin bir bağ kuramaz.
İnsani bağın önemi ve gözetim konusunda ise Anarat, kısa vadede insanların yapay zeka ile bağ kurabildiğini, fakat uzun vadede sahte yakınlık riskinin bulunduğunu belirtiyor. Bu nedenle güven ilişkisi kurulduğunda bile, uzun vadeli etkiler için mutlaka bir terapistin gözetiminde olunması gerekir. Bu yaklaşım, yapay zekanın tek başına karar verici olmadığı, yalnızca bir araç olduğu gerçeğini güçlendirir.
Geleceğin terapistleri için ise etik sınırlar ve insan merkezli yaklaşımın korunması hayati. Anarat, geleceğin terapistlerinin yapay zeka okuryazarı olmalarını, teknolojiyi meslek kodlarıyla uyumlu ve güvenli kullanmayı bilen kişiler olarak yetişmeleri gerektiğini belirtiyor. Bu, yapay zekanın potansiyel faydalarından azami şekilde yararlanırken, risklerini en aza indirecek bir yol olarak öne çıkıyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı